AddThis Social Bookmark Button

Reklamlar

REKLAM

Vurun Kahpeye .. Halide Edip Adıvar PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
TÜRK EDEBİYATI - ESER ÖZETLERİ
(Vurun kahpeye ilk olarak 1923'te Akşam gazetesinde tefrika edilmiş, kitap halinde ise 1926'da (eski harflerle) basılmıştır. Günümüz harfleriyle ilk baskısı 1943'te yapılmıştır. Ayrıca romanın konusu, günümüze dek üç kez filme çekilmiştir.)
Biz de bu incelememizde "vurun Kahpeye" romanında, dinin yobaz zihniyetler tarafından nasıl yozlaştırıldığını, bağnaz toplum yapısını ve bu yapıyı yıkma mücadelesi veren şahsiyetleri ele alacağız.

HALİDE EDİP ADIVAR (1884-1964)
A) HAYATI

Roman, hikaye ve hatıra türlerindeki eserleriyle tanınan Halide Edip, 1884'te İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitirdi.(1901). Aynı zamanda, Rıza Tevfi^'ten ve matematikçi Salih Zeki'den özel dersler aldı. Önce Salih Zeki ile evlenip Halide Salih imzasını kullandı. Bir ara da, kız okullarında öğretmenlik yaptı. 1917'de Doktor Abdülhak Adnan (Adıvar) ile evlendi. 1918'de İstanbul Üniversitesi'nde Batı Edebiyatı pröfeörü oldu. 1919'da İstanbul işgal altında iken mitinglerde verdiği milliyetçi ve ateşli nutuklar yüzünden kovuşturmaya uğrayınca, Anadolu'yu geçerek, Milli Mücadele'ye katıldı ve cephelerde dolaştı. Kürt Mustafa Paşa, Divan-ı Harbi'nde İstanbul Hükümeti'nde idama mahkum edildi.
Cumhuriyet'ten sonra kocasının hükümetle anlaşmazlığa düşmesi üzerine, 1926'da beraberce Türkiye'den ayrılarak, 1939'da Fransa ve İngiltere'de kaldı. Bu süre içinde Amerika ve Hindistan'da Türkiye hakkında konferanslar verdiği gibi, Turkey Face West (Türkiye Batı'ya Yöneliyor,1930), Memories of Halide Edip (Halide Edip'in Anıları 1926), The Turkısh Ordeal (Türk'ün verdiği çetin sınav,1928), Confliet of East and West (Türkiye'de Doğu- Batı Çatışması, 1935), ve The Clown and his Daughter (Soytarı ve Kızı, 1935) adlı eserlerini yayımladı.

1940'da İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Pröfesörlüğüne tayin edildi. 1950-1954 yıllarında, bir dönem Milletvekilliği yaptıktan sonra, tekrar İstanbul Üniversitesi'ndeki görvine döndü. Emekli olduktan sonra, uzunci bir rahatsızlık dönemi geçirdi ve 1964'te öldü.

B) SANATI
Son devrin en tanınmış romancıları arasında bulunan Halide Edip, bu şöhretini bilhassa karakter yaratmada gösterdiği başarıya borçludur. Gerçekten daha çok kadınlar arasından seçilmiş olmaları tabii bulunan bu karakterlerin, bütün psikolojik incelikleri ile canlandırılmasında romancı büyük bir güç gösterir.
Halide Edip, sanatı güzellik ihtiyaçlarına bir karşılık olarak görür. Sanatı sanat yapan gücün, yaratıcılık olduğuna inanır. "Yaratma ücü ne kadar güçlü olursa, oluşan da bir o kadar sanatın kendisidir." der. O'na göre sanatçı dış dünyadan aldığını özümseyen ve bize yeni biçimlerde sunan kişidir. Halide Edip, bu öz etrafında Güzel Sanatlara kucak açar.
Halide Edip, romanlarının gözleme dayandığını belirtir ve otobiyografik roman yazmadığını söyler. O, realist bir çizide yazardır. Hakikat adamı olarak da Emine Zola'yı beğenir ve O'na benzemek ister.

biçimi, yerleşmiş ahlaki değerler karşısındaki ruhi durumunun gözler önüne sermeye çalışır. Bütün bunlardan hareletle Halide Edip'in psikolojik karakterli romanda töre romanına doğru bir gelişme çizgisi üzeinde eserlerini kaleme aldığını söylemek mümkündür
Halide Edip'in peşinden sürüklediği tipler, bilhassa onun romancılığı ilk ve orta zamanlarında, hakiki hayat sahnelerinin ve hakikat dünyasının, herzaman kolayca görebildiği tipler değildir. Bu romanların erkek kahramanlar da kadın kahramanlar da ekseriya sanatkar tarafından idealize edilmiş;sanatkarın kendi ruhundan sızan bir ışık ve ateşle aydınlanıp hareketlenmiş birer yeni sima, birer canlı ve sürükleyici karakterlerdir.
Halide Edip, romanınnı belli bir plana göre yazar. Kadınların ruhsal durumları, romanlarının özünü oluşturur. Romanlardaki konular, fertten topluma açılır. En çok işlediği konulardan biri "aşk"tır. Aşkı, cinsel buhran olmaktan çıkarır, bir kalp savaşı şekline getirir. Sevenlerin çoğu birleşemez. Psikolojik derinlikleriyle ilgi toplarlar. Türkçülük, milliyetçilik ve memleket konularına ağırlık veren yazar; din, gelenek ve alafrangalı gibi sosyal konulara dikkat çeker. Romanlarında yaşadığı devreyi yansıtır. Tabiat, yer, zaman ve olay tazsvirlerine fazlaca yer vermez.
İnci Enginün; Halide Edib'in Türk köylüsünü yakından tanıdığını ve hatırat, hikaye ve romanlarından günlük hayatın savaşta da devam eden basit güzelliklerini ve duygularını dile getirdiğini beliktir. Bu özelliklerin, yazarın eserlerini"beşeri ve evrensel"kıldığını ifade eder.
Mehmet Kaplan, Halide Edib'in romanların sıcak, hisli ve beşeri bulur ve kahramanlarının kendisine benzediğini söyler. Bunları, ihtiraslı, kültürlü ve canlı bulur. Hakide Edip ise bu iddiaya reddeder.
Halide Edib'in eserlerinde, Avrupa'yı görmüş, orada uzun süre yaşamış ve incelemelerde bulunmuş tipler dikkat çeker. Bu tipler, Batı'yı bize getiren yönleriyle ele alınırlar. Romanlarındaki kadınlar, düşünce ve
(1) İnci Enginün, Halide Edib Adıvar, Ank.1989, s.32
(2) Meydan Larousse, s.86
öğrenim bakımından yüksetirler. Olaylara aydın bir kişi gözüyle bakarlar. Bu yüzden romanlarındaki kadınlar, temelde bibirine benzerler, kültürlüdürler. Bunlar, Batı'nın kültür ve terbiye süzgeçinden geçmiş Avrupai bir nitelik taşırlar. Bu nedenle ideal tiplerdir.
Halide Edip, ilk gençlik yazılarında, Servet-i Fünün'da gelen dil ve üslüp özelliklerini yansıtan bir yazar olarak belirir. Ancak çok geçmeden Yeni Lisan hareketiyle Milli Edebiyat mensıplarının açtığı yolda sade söyleşiye yönelir. Onun üslüpçu titiz bir yazar olduğu söylenemez. Kenan Akyüz, onun üslüp endişeşi taşımayışını"Son devir Türk romanında üslüpçuluğun genellikle ikinci plana düşmüş olduğunu gösterebilecek en açık delillerden biri"olarak değerlendirir" Bunu yanında Arapça ve Farsça kelimelerden, tamlamalardan kaçınıp, konuşma diline bağlı kalmıştır. Yazarın dili, gramer ve söz dizimi bakımından pek sağlam değildir. Buna rağmen, çekici bir anlatımı vardır.
İsmail Habib'e göre"Onun sanatında ilk vasıf, romanlarının güzelliğini teferruattan değil, kül halindeki umumi hayattan çıkarmasıdır"Bir başka özelik de, ruhundaki sıcaklığı sayfalara değil, eserin tamamına vermiş olmasıdır.
CESERLERİ
Halide Edib'in yazı hayatı Tanin gazatesinde yayımladığı yazılarla başlamış;daha sonraları Şehbal, Mehasin, Resimli Kitap, Büyük Mecnun, Vakit, Akşam, Türk Yurdu, Hakimiyet-i Milliye gibi pek çok dergi ve gazetelerde, roman, hikaye, tiyatro, makale, sohbet ve denem yazıları yayımlamıştır. Eserlerini 3 kümeye ayırabiliriz.
a-)Ruh Çözümlemesi Romanları: Yazar, ilkin aşk konuları üzerinde durmuş, bireysel tutkuları, özelikle kadın psikolojisini işlemiştir. (Seviye, Talip, Handan, Mev'ut, Hükum, Kalp Ağrısı vb.)
b-)Kurtuluş Savaşı Üzerine Yazılmış Romanlar: Yazar, Kurtuluş Savaşı yıllarında"sanat için sanat"anlayışından gittikçe uzaklaşmış,
(1) Kenan Akyüz, Modern Türk Edebiyatı'nın Ana Çizgileri s.181
(2) İsmail Habib, Edebi Yenilğimiz II. s.339
Yakup Kadri'nin deyişiyle"kendini millet ve memleket davalarına vermeye başladıktan sonra, ister istemez bir nevi realizme, daha doğrusu, Fransızların"engage"(engaje)dedikleri edebiyata kaymış, böylece Kurtuluş Savaşı üzerine ilk önemli eserleri (Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye)vermiştir.İçlerinde destansal bir ruh esen bu romanlarda yazar, o günlerin heyecanı, çocukluğunda severek okuduğu Battal Gazi, Eba Müslim Horosani gibi halk romanlarının bilinç altında kalan çoşkusuyla birleştirmiş olabilir
c-)Töre Romanları: Sanat hayatının son döneminde, yurdun toplum hayatını ele alarak töre romanları(Sinekli Bakkal, Tatarcık, Sonsuz Panayır, Sevda Sokağı Komedyası vb...)yazmış; bu yoldaki eserlerinde konularını bireylerin duygusal hayatları üzerine değil, devirlerin, küşakları, gelenekleri ve görenekleri üzerine kurmuştur.
Eserleri:
1. Romanları: Heyüla, Raik!ın Annesi, Seyyiye Talib, Handan, Yeni Turan, Son Eseri, Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti, Tatarcık, Sonsuz Panayır, Döner Ayna, Akıle Hanım Sokağı, Kerim Usta'nı Oğlu, Sevda Sokağı Komedyası, Çaresiz, Hayat Parçaları
2. Hikayeleri: Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, Kubbede Kalan Hoş Soda, İzmir'den Bursa'ya
3. Tiyatroları: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh
5. Fikir Eserleri: İngiliz Edebiyatı Tarihi, Hindistan'ın İç Yüzü, Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri, Dr. Abdülhak Adnan-Adıvar
6. Çevirleri: Mader, Talim ve Terbiye, RabürHan, Gizli Belde, Hamlet, Nasıl Hoşunuza Giderse, Coriolanus, Antonius ve Cleopatra, Hayvan Çiftliği, Marcus Antonius
HALİDE EDİB'İN "VURUN KAHPEYE" ROMANINDA BAĞNAZ TOPLUM YAPISI
Özet:
"Vurun Kahpeye"romanında konusu, Ulusal Kurtuluş Savaşı günlerinde, Anadolu'daki bir kasabada geçmektedir. Eser, o günlerin atmosferini değişik bir cepheden yansıtılmaktadır. Düşman işgalini yaşayan Anadolu halkının Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı algılayış hikayesi edilir; bir yanda ulusal direnişin simgesi Kuvayi Milliye güçleri diğer yanda geçmişin dini taassubu devam ettiren bir sözde din adamı ve onun yardaşları.. Romanın asli kişisi Aliye, İstanbul'dan taşraya gelmiş idealist bir öğretmendir. Olay, Aliye'nin kasabaya gelişinden itibaren, onun etrafında örgülenir.
Yazar, Reşat Nuri'nin"Feride"sini kıskandırırcasına kendini yüksek ideallere adamış Aliye öğretmeni, Anadolu'ya gönderir. Ancak Aliye, Feride'nin zıddına töreler ve toplum baskısına yenik düşecek, zaferin hemen arifesinde taşlanarak öldürülecektir."
İçinde yaşamakta olduğumuz toplmun kalitesini, bireylerin sosyal, kültürel, ekenomik ve eğitim seviyeleri belirler. Burada en çok vurgulanması gereken husus eğitimdir.Bir insanın en güçlü silahı, onun bilgisi ve kültürüdür. Cehaletin ve bunun akabinde de getirdiği yozlaşmanın en büyük düşmanı eğitimdir. Muhakkak, insanın yaşadığı çevre onu bir ölçüde etkiler. ancak insan aklı ve muhakeme gücü sayesinde, en iyi model olarak doğruyu ulaşabilir.
Batı toplumlarına baktığımız zaman, ekonomide,sosyalitede, eğitimde, siyasal gçte hatta edebiyatta bile bizden daha üstün olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi, okumaya ve araştırmaya meyilli olmaları, aynı zamanda var olan veya yaratmış oldukları yenilikleri özümsemeleridir. Hatta öyleki kendi edebiyatımız bile yabancı araştırmacılar tarafından incelemeye tabi tutulmaktadır. Mesela Mevlananın"Mesnevi"sini anlamak için ünlü Alman şairi Goethe Farsça öğrenir. Bildiğimiz ve şuanda da olduğu gibi toplumun, Batı'ya nazaran hep geri kalmıştır.
Toplumumuzun bir kesiminin yaşamını halen gelenek ve görenekler yönetmektedir. İnsan tabiki gelenek ve görenekleri tanımalı ulusal değerlerimizi de korumalıdır. Gelenekçi bir kafayla yetişen bireyin, kendine ait düşünceleri yoktur."Gelenek böyle diyor, o halde böyle olmalıdır" mantalitesi ülkü haline gelmiştir. Bu tarz toplumları yöneten, bir nevi "devlet" konumunda olan,ağa veya sözde din adamları vardır. Onlar ne diyorsa halk da onu olduğu gibi uygular zaten uygulamak zorundadır.
Peki günümüzüb az gelişmiş toplumlarında bu tarz düşünceler hüküm sürmüyor mu? Kanayan yaramız olan kan davası halen devam ediyor. "Ağalık" sistemi halen gündemde. Kadınlarımız, hiçbir konuda fikir beyan edemiyor. Kız çocukları okutulmuyor bile. Eşinde ayrılan kadın ailesi tarafından kabul edilmiyor; hatta vahşice katlediliyor vb.. İşte cehaletin uzantısı olan bağnazlık budur. Bağnaz toplumu da, eğitimsiz bireyler oluşturmaktadır. Yine başladığımız yere geri döndük. O da"eğitim"hususu. Bütün bu"vahşet"diye nitelendirebileceğimiz problemler; eğitim esikliğinden kaynaklanmaktadır. Böyle bir toplumda yetişenlerde ancak bağnazlık geleneği sürdürür.
Bağnazlığın vermiş olduğu zihniyetle pek çok husus, esas içeriğinden saptırılmıştır. Mesela Yakup Kadri'nin Nur Baba'sında"Bektaşilik"nasıl yozlaşmışsa, Halide Edip'in"Vurun Kahpeye"sinde de"din"yobaz şahsiyetlerce yozlaşmaya tabi tutulmuştur. Bizde bu çalışmazda yobaz zihniyetler ve yozlaşma husuna şahışlar çerçevesinde değinmeye çalışacağız.
Halide Edib, bütün romanlarında, canlı ve kuvvetli kişiler yaratmıştır. En kuvvetli kişileri ise sıcaklıklarına kendi ruhundan birşeyler kattığı kadın kahramanlardır. Bu kadınlar, bilhassa ülkücü romalarında, bir sembol derecesine yükseltilr. Sevgili, anne, eş veya kız kardeş olan bu kadınlar, hep yeni bir çağın eşiğnde durular. Duygu ile zekayı, his ile iradeye birleştirmişlerdir. En koyu ihtiraslarını bile yenerler, zayıflık ve korku nedir bilmezler. Hepsi kültürlüdür, milli değerler gibi Batı kültürünün en yüce kıymetlerini de içlerinde taşırlar; çoğu ancak hayallerde bulunacak seçkin, essiz kadınlar. Yazarın ilk romanlarında bu kadınlar bir ülkünün sembolüdür. Kuvvetli kişiler yanlız kadınlardır; erkekler birer gölge hatta kukla gibi kalırlar. Son romanlara doğru güçlü erkek tipleri de görülmeye başlar.
"Vurun Kahpeye" romanında Aliye ön plana çıkarılmış ve olayalar daha çok onun çerçevesinde cereyan etmiştir. Diğer şahıslar ise olayları geliştirme fonksiyonu üstlenmiştir. Romanda, ilerici öğretmen-gerici din adamı şeması çizilmiştir. Zaten bu çatışma da, romanın olay örgüsü geliştirir ve neticelendirir.
Romanın asli kişisi Aliye, İstanbul'dan taşraya gelmiş idealist bir öğretmendir. Aliye daha ilk günden yanlızlığa yazgılı acı sana hazır gibidir.
"...... Yemen'den Kafkas'a, Kafkas'tan Suriye'ye geçmiş ve kaybolmuş kahraman, fakat isimsiz ve talihsiz bir yüzbaşı ile dal gibi narin, zavallı ve hassas Fatihli bir verem kadınının çocuğu idi. Askerlerin ezeli ve marazi hassasiyeti vermiştir...."
(Yazar, Aliye'nin kimliğinde, koca delisi olmayan Türk aydın kadınını yüceltir. Reşet Nuri'nin Çalıkuşu'nun Feride'siyle Aliye arasında bir benzerlik vardır. Her ikisinin de amacında, yurdun eğitiminden yoksun kalmış çocuklarına ışık olmak vardır. Ancak Feride romantik bir hassasiyet taşırken; Aliye'ye Milli Mücadele'nin acı anları, yıkım ve ölüm biçer
(1) Halide Edib Adıvar"Vurun Kahpeye"Özgür Yay. 1999 4. basım s.1(Sayfa numaraları söz konusu baskıya aittir.
Tüm bu yaşam koşullarına rağmen; didar ve vatansever Aliye'nin adeta akıllara kazınaca bir yemini vardır:
"Toprağınız toprağım, eviniz evim, burası için bu diyarın çocukların için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!
Bu ülkü doğrultusunda Aliye, çocukların eğitimine adamıştır. O da, memleketin insalarını bilimin ışığından mahrum görmekte ve bu misyonu kendine yüklemektir. Bir nevi kendine kurtarıcı olarak görmektedir.
Romanda; eğitimin noksanlığı kendisine vatan hainliği olarak sirayet etmiş yobazlık abidesi Hacı Fettah Efendi vardır. Hacı Fettah Efendi, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra, Milli Mücadele'nin karşısında yer alır. Kuvayi Milliye aleyhinde vaaşlar verir:
"Bıyıksızlar, gavurlar gibi yakalık takanlar, din düşmanı olanalrı istemeyiniz! Onlar ki ellerine kudret geçer geçmez mukaddesatı çiğner, kadınlarımızın örtülerini kaldırı, sünnet ve farzı inkar ederler. Onlar istemeyiniz! Ey ahali, onların kanı kafirlerin kanı gibi helaldir.
Bu sözlerinden de anlaşıldığı üzere Hacı Fettah Efendi, son derece Kuvayi Milliye aleyhtardır. Hacı Fettah Efendi ile sürekli çatışma içerisinde olan Aliye ise koyu bir Kuvayi Milliye taraftaridir. burada da karşımıza ilerici safta ayrımı çıkmaktadır. Hatta öyleki yüreği vatan aşkıyla dolu Aliye, bu ulusal çarpışmada, Yüzbaşı Tosun Bey'den daha çok ilerici bir özveride bulunur:
"O çoşkun bir ruhla çocuklara milli marşlar öğretiyor, her yerde memleketi olan yabancıların şiddetle aleyhinde
(1) S.1, 17, 40, 169
(2)S.20
bulunuyor, çocukları ellerinde bayraklarla sokaklarda, biraz halkla mektebi karıştıran milli bir heyecanla dolaştırıyordu. Bu, tabii olarak ona kuvvetle bir Kuvayi Milliye taraftarlığı rengi veriyordu.
Bu davranışları da Aliye'nin karşısına: Hacı Fettah Efendinin yandaşı olan Kantarcıların Hüseyin Efendi'yi çıkarıyordu.
Halide Edib,"Vurun Kahpeye"romanında, Milli Mücadele'den bir sahneyi yansıtmakla beraber, asıl din karşısındaki tavrını orataya koymaya çalışır. O islam dinine hümanüt yanından yaklaşır. Din, insanların korktuğu, bu sebeple iki yüzlülükle de yücelttiği şey değildir. Halide Edib'in bu eseri hakkında, yazarı islam aleyhtarı değil, dinin taassubuna, karanlık ve korkutucu yüzüne karşıdır.
Din hususunda, Aliye-Hacı Fettah Efendi çatışması bir nevi de ilerici öğretmen-gerici din adamı dikkate sunulur. Halide Edib, din hakkındaki görüşlerini, romanda, Aliye aracılığıyla bizlere iletir.
"Hayır, din bu değildi, bu çirkin ve galiz Hacı Fettah Efendi'nin temsil ettiği şey değilidi. Din, nurlar içinde nihayetsiz bir rahmetin, şefaatin tecellsiydi. Kundakta ümmeti için şefaat talep eden Peygamberin, asi ümmetine melce olan büyük Muhamed'in dini idi. Haci Fettah Efendi, din perdesine bürünmüş, dünya yüzünden şeytanın insanları tazip için gönderdiği bir mümessildi.....
Aliye, yobaz Hacı'nın temsil ettiği şeyin din olduğuna inanmamaktadır. Hacı Fettah Efendi'nin bir zahid olduğunu, kendinin
(1) s.19, 20
(2) Halide Edib Adıvar, Vurun Kahpeye, Özgür Yay. 4.basım Sunuş Bölümü
(3) s.116
sözde temsil ettiği dinin esaslarıı bile bilmediği, onun yeryüzüne insanları sadece üzmek için geldiğini düşünüyor. Hacı Fettah Efendi de"ortalığı karıştırmka için gelmiş kahpe!"diye nitelendirdiği Aliye hakkında aynı şeyleri düşünmektedir. Bunu aralarında geçen şu diyologlardan anlıyoruz.
"Aliye ayağa kalktı. Gözlerindeki yaşlar kurumuştu inayetsiz bir istihkar ve istikrahla:
-Sen Kabe'den gelen bir hacı değilsin, sen şeytanın yeryüzünde bir nevi elçisisin, dedi ve Fettah Efendi daha derin bir gayz ve kendinden geçen bir şiddetle onun arkasından:
-Sen İblis'in halis kızısın. Yakında na-pak vücudunu şeriat ateşiyle temizliyeceğiz, diye haykırdı. Ve Aliye çıkarken, genç ortaklar bir ağızdan yumruklarını sallayarak:
-Kahpe, kahpe! diye onu teşyi ettiler.
Aliye'nin diğer bir özelliği de oldukça güzel olmasıdır. Hatta öyle ki Aliye'nin güzelliği yurtta Yunan işgali kadar gündemde olan bir konuydu. Başta Kantarcıların oğlu Uzun Hüseyin olmakla beraber Damyanos Aliye'nin peşindeydi. Hacı Fettah bu güzelliği yobaz zıhniyetinde faklı şekilde algılamaktadır. Aliye'nin çocukları eğitmesinin de karşısındadır:
"Görüyormusunuz? Erkeklerin içinde yüzü, gözü açık na-mahremler Müslümanların kalbini fesada vermek için şarkı söyleyerek dolaşıyorlar. Bunlar, bunlar mel'undur, bunların eline çocuklarınız teslim etmeyiniz, eğer bir gün yalnız içimize Yunan girdiğini değil, başımıza taş yağdığını görmek istemiyorsanız, bu karıların üstleriyle başlarıyla beraber kendilerini de parçalayınız. Yoksa Cenab-ı Hakk'ın bütün gazapları üzeimizden eksik olmayacaktır"
(1) s.116
(2) s.23
Dindar olduğuna inanan Hacı Fettah Efendi ile Uzun Hüseyin Efendi vatan hainleridir. Kuvayi Milliye'ye parasal anlamda yardım etmemek için Yunan ordusuna casusluk etmektedir. Kuvayi Milliye'nin, yurdu Yunan işgali altından kurtaracağına inanmamaktadır.
Kuvayi Milliye'nin, düşman kovuluncaya kadar paraya ihtiyacı vardır. Tosun Bey, ahalinden para alınmayacağını, yanlızca varlıklı esnaftan alınacağını söylemiştir. Bunlar arasında Hacı Fettah Efendi ile Kantarcıların Hüseyin Efendi de vardır. Tosun Bey amaçlarının para sızdırmak olmadığını belirtmek için şu sözleri söyler:
"........Bu.Efendiler, benim altmış kişilik kuvvetimin bir senelik masarifidir. Size müfredat hesabı da göndereceğim. Ta ki bu gençler memletleri için değil, para için dövüşüyor demeyesiniz....."
Ancak tüm bunlara rağmen vergiye mahküm olan esnaf, hemen kasabanın yüzbin liraya mamküm olduğunu, tüm ahaliden para alınacağı lakırtısını yaymışlar, tüm halkı korku ve endişe içerisinde bırakmışlardır. Bunun yanında, Tosun Bey'in baskın yapacağını işiten Hacı Fettah ve Uzun Hüseyin Efendi, baskını ihbar etmek için düşman karargahına giderler. Binbaşı Damyanos Yunan işgali komutanıdır ve müthiş bir Türk düşmanıdır. Aldığı bilgilere dayanarak derhal taaruza karar verir ve kasabaya doğru ilerlemeye başlar
Burada sözde bir müslüman partesi gördük. Peki din vatan hainliği mi emrediyor? Hacı Fettah ile Hüseyin Efendi'nin bu davranışı şehitlerimizin ruhunu sızlatacak kadar korkunçtur. Zihnini dinin taarsubu ve korkunç yüzü bürümüş olan bu yobaz Hacı ve yandaşlarını acaba hangi kategoriye koymak gerekir? Dini, Aliye'nin açıkta kalmış yüzünde arayan, eğitimin, insanı dinden uzaklaştırdığını savunan,
(1) s. 33
Kuvayi Milliye mensupları "bıyıksız, yakalık, gavurlar, din düşmanları"diye niteleyen bağnaz zihniyetlerin esasen kendileri değilmidir din düşmanı?
Gördüğümüz gibi Hacı Fettah ve yandaşlarının temsil ettiği şey "din"değilidir. Bu tip insanlar, bilgiyi esas kaynağından değil de kulaktan dolma hurafelerle duymuş ve öğrenmiş; herhangi bir mensub olmadan savunmuş insanlardır. O halde Hacı Fettah'ın ve yandaşlarının yaptıkları ile dinin emrettikleri bağdaşmamaktadır. Olayın ürkütücü yanı ise bu toplumun yerleştireceği bağnaz zihniyetli nesiller. Sahip olduğumuz dini değerleri bile yozlaştırabiliyorlar. Ne kadar acı bir tablo değil mi?
Aliye, hem kendini yurdun çocuklarını eğitmeye adamış, hem de vatanı müdafaa için gözünde bir zerre korku olmayan bir kahraman olmasının yanında bir o kadar da dindar bir kimsedir. Allah'a olan sevgisi onun kalbindedir. O dine, güzellliği iyiliği emrettiği ve huzur verdiği için bağlıdır. Dinin insalcıl yönüne son derece saygı duyar. Bir gün Aliye, halkla birlikte, Mevlevi hocasının okuduğu mevlidi dinlemeye gider:
"İhtiyar Dede, Veladet'le başladı:
Amine Hatun Muhammed annesi
Ol sedeften doğdu ol dür danesi
Çünki Abdullah'dan oldu hamile
Vakti inişti hefte vü eyyam ile"
Mevlid, devam ettikçe Aliye bulunduğu mekandan soyutlanıyor. Adeta kendinden geçiyordu. O kadar derin düşünüyordu ki çocukluğuna kadar hatırlar içinde gezirdi
(1) s. 61
"Çocukluğumda Süleymaniye'de Beyazıt kubbeleri altındaki Ramazan gecelerinin cami avlularında, mahyalar altındaki mahalle çocuklarıyla konuşup oynadığı dakikaların, veren, annesinin, haber gelmeyen babasının, hasretiyle boş ve çıplak odalarında, gece kandillerinin gölgesinde yanaklarından dökülen göz yaşlarındaki garip esranın havası, bu akşam hafızasında uyandı, söndü.
Daha sonra anılardan sıyrılarak mevlidin içeriğine kendini kaptırır:
"İşte beşeriyetin bütün işkencelerini temsil eden "veladet"bütün azap ve meşakkatiyle bir şey veren herhangi yaratıcı bir mahlukat tabii olanak nihayetsiz bir hararet ve ihtimam ancak bir ak kuşun kanatlarının okşamasıyla nevaziş ve rikkati, olduğu gibi, bakir ruhuyla Aliye duydu.
Aliye tüm bu özelliklerine rağmen kendine tam anlamıyla ifade edememiş daha doğrusu onun inançlar dünyası yobaz zihniyetlerce farklı şekilde yorumlamıştır. Netice olarak acı sonunu getirmiştir. Törelere ve toplum baskısına yenik düşerek vahşice katledilmiştir.
Aliye'nin Yunan Damyanos'la memleketinin menfaati için yakınlaşması yobaz kişiler tarafından hoş karşılanmıştır. Aslında halk da Aliye'nin iyi niyetini bilmektedir. Ancak yobazlığın getirdiği saplantılı zihniyet ve düşünceler, Hacı Fettah Efendi'nin halkı sürekli kışkırtması ve Uzun Hüseyin Efendi'nin de onu yakından desteklemesi aynı zamanda Aliye'nin Ulusal Kurtuluş Savaşı'na bağlılığı onun
(1) s. 60
(2) s. 62
bağnazlar tarafından linç edilmesine neden olmuştur. Vahşet anında Haci Fettah'ın şu sözleriyle halk galeyana gelmiş ve katliama başlamıştır:
"Kahpeyi daha söyletiyor musunuz? Dün akşam Damyanos'un koynundan çıktı. Dün bizi hapse attırdı, Yunan zabitleriyle cümbüş eden, dinini, milletini aşağılayan bu karıyı söyletmeyiniz. Bunu diyenler kafirdir. Vurun,vurun,vurun kahpeye vurun! Kafasını, hala söz söyleyen dudaklarını parçalayınız, yolunuz, vurunuz, vurunuz!
Hacı Fettah Efendi ve Hüseyin Efendi'nin kışkırtmasıyla adeta kuduran halk, bir an için insanlığı unutarak, Aliye'yi, çok hayırlı bir amel işler gibi, "Allahüekber, Allahüekber.....Vurun kahpeye, Vurun Kahpeye! nidalarıyla parçaladılar.
"Vurun Kahpeye" romanıyla"eğitim"konusu tekrar gündeme getirilmiştir. Romanda, eğitimsizliğin vatan hainliğinden insalık düşmanlığı kadar, kişiyi sürükleyebileceği, gözler önüne verilmiştir. Aliye de bağnaz toplumunu ancak"eğitim"le oluşabileceğini unutmamalıyız.









BİBLİYOGRAFYA
-Kenan Akyüz, Modern Türk Edebiyatı'nın Ana Çizgileri
-Büyük Türk Klasikleri, Prof. Dr. Orhan Olay, Prof. Dr. Şerif Aktaş Cilt 11 s.65-74
-Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Cilt II s. 1228
-Cevdet Kudret, Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman II s. 73-74
-İnci Enginün, Halide Edib Adıvar, Ank. 1989, s. 32
-Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı Cilt III s. 662-676
-Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat üzerine Makaleler s. 108
-Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Tuncer, Meşruiyet Dveri Türk Edebiyatı, s. 403-418
-Ahmet O ktay, C umhuriyet Dönemi Edebiyatı, s. 193
-Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi I, Dergah Yay. s. 36-37
-Halide Edib Adıvar, Sinekli Bakkal
-Dr. Yahya Kanbolat, Halide Edib'in Romanlarına Feminizm Sorunu, Bayır Yay. s. 39-43
Vurun Kahpeye .. Halide Edip Adıvar
 
SPONSORLU BAĞLANTILAR
Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık